6 Kasım 2009 Cuma

Organik ürün in,

GDO’lu ürün out...

GDO: Kendi türü yada kendi türü dışındaki bir canlıdan gen transferi ile bazı özellikleri değiştirilen hayvan, bitki ve mikroorganizmalar diye tarif edilir

Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ‘ın tohumları AB, ABD, İsrail ve Çin’de üretilmektedir.Tahılda, bu tohumlarla dönüşümlü üretim yapılamaz. Bu tohumu kullanan dışarı bağımlı tohum tüketicisi konumuna düşer.

Popüler Bilim Dergisi, temmuz sayısında “GDO’lara izin vermek atom bombasını savunmakla aynı şey.” Yorumunu yapmıştır.

Türkiye, GDO’ların hiçbir denetime tabi olmadan ithal edilen bir ülkedir. Bu yüzdendir ki ülkemiz, tohüm üreticisi dış kaynaklı şirketlerin arayıp da bulamadığı bir pazardır. Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin, Türkiye gümrüklerinde GDO ayrımı yapabilecek laboratuar olmadığını,Ankara ve Bursa laboratuarlarının da etkin bir denetim yapmasının imkânsızlığını belirtmiştir.

Yetkin, risk taşıyan gıdaları şöyle sıralamıştır:

“GDO’lu mısır ve soyadan üretilenyağ, un, nişasta, glikoz şurubu, sakaroz,fruktoz içeren gıdalar, BİSKÜVİ, kraker kaplamalı çerezler,pudingler, bitkisel yağlar, bebek mamaları, şekerlemeler, çikulata ve gofretler,hazır çorbalar,mısır ve soya ile beslenen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar.”

İnsan vücuduna verdiği zararları asla gözardı etmemek gerekir.

M.Nuri Üte

26 Ekim 2009 Pazartesi

Analar Ağlamasın

Kürt açılımı dediler kimse yemedi. Alıştay, Çalıştay dediler hepten rezalet oldu. Demokratik açılım dendi millet üzüntüden tersiyle güldü. Biz de “PKK ve Yandaşlarına Teslimiyet Açılımı” dedik, söz bugün ‘cuk’ diye yerine oturdu... ................Teröristleri, silah yardımı ve lojistik destek vererek dağda ve bünyelerinde kanlandıran,canlandıran dost ve müttefik! Ülkelerin, şimdi de hükümeti, kerhen turşusu kurdurulan bebek katili ile muhatap ettiklerini kaygı ile izlemekteyiz. Millete parça parça bölümler halinde hazmettirilmeye çalışılan bölünme projesine hangi zihniyetle destek veriliyor? Oysa ülkemizde bugün olanları ve yarın olacakları görmek ve bilmek için çok zeki olmaya gerek yok. O halde amaç ne?.. Sakın, “analar ağlamasın diye yaptık” demeyin. Zira bu, Şehit aileleri ve TÜRK halkı ile dalga geçmek anlamı taşır. ..................Uygulanan açılımın Demokratik, Lâik, Sosyal Hukuk Devleti çemberi dışında olduğu herkesin malûmu. Halk kendi bilgisi dışında gizli kapaklı anlaşmalara onay versin diye hükümeti başa getirmedi. Devletin olmazsa olmaz kırmızı çizgilerini kelepçeleyip anahtarını AB ve ABD’ne teslim etmesi, külleri bile kalmamış Sevr anlaşması maddelerini yoktan var ederek kopyalayıp halka hazmettirmek kıvamına getirmek çabası demokratik açılım değil, sonucu belli bir maceradır. ..................PKK ve yandaşlarına bu kabul edilemez teslimiyet ve hakimiyet açılımı şehitlerimize kelle diyen zihniyetin, gazilerimize de “KELLELERDEN ARTA KALAN” muamele yapması anlamındadır. ................(..”Çözümsüzlük çözüm değildir!” sözüyle başlayan, “ Komşularımızla sıfır problem!” sözüyle devam eden tavizlerle şehit olmamaktansa; dost! ve müttefik! devletlere taviz vermeden gerektiği her an ŞEHİT OLMAK özlemimizdir... M. Nuri Üte)

21 Ekim 2009 Çarşamba

Kürt açılımı aslında sofrada bir kap meze...

Demokratik açılım diye sonradan lanse ettikleri, KÜRT AÇILIMI ; Türkiye üzerinde emelleri olan, Türk’lerden nefret eden, Türk denince halâ hezeyan içinde korku nöbeti geçiren ülkelerin Türkiye’mizi bölmek projesinin sadece bir ayağı.

Şöyle geçmişte bir sörf yaparsak herşey bütün açıklığı ile önümüze serilir.

ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Colin Powell, o zamanki Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül ile 9 maddelik gizli bir mutabakat imzalar.Abdullah Gül, bu gizli anlaşmayı 24/mayıs/2003 tarihinde Vatan Gazetesinden Murat Sertoğluna; “ ABD Dışişleri Bakanı Powell ile 2 sayfalık 9 maddelik bir plân üzerinde anlaştık.Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki. Powell, Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan birsürü gelişme var.” Diye açıklamada bulunur. (Yeniçağ Gazetesi 21/10/2009) İşte o tarihlerde basına sızan ve bugüne kadar yalanlanmayan 9 maddelik mutabakat:

1) Irak’ın kuzeyinde bulunan bütün Türk birlikleri ve Türk ordusuna bağlı özel kuvvetler, aşamalı olarak Türkiye sınırları içine çekilecek. Türk ordusu bundan böyle hangi gerekçeyle olursa olsun, sınır ötesi harekâtlarda bulunmayacak. ( O günlerde azan teröristlerin üzerine neden sınırötesi harekât yapılamadığını ve Başbakanımızın beyanatlarında ne kadar zorlandığını hatırlayın.)

2) PKK / KADEK’e karşı Türkiye devletinin egemenlik alanı içinde yapılacakaskeri harekâtlar için, ABD askeri makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak. Eğer Türk silahlı kuvvetleri,ABD askeri makamlarına bilgi vermeden ve izin almadan harekât yapacak olursa, ABD hükümeti, uyarıda bulunma hakkını kullanabilecek. Bu durumda ABD gerekli gördüğü ambargo ve silahlı müdahale gibi siyasal ve askeri yaptırımları saklı tutacak. ( İzinle girdiğimiz! Irak’ta sınırötesi harekât devam ederken Genelkurmay Başkanımızın; “İşimiz ne zaman biterse o zaman çekiliriz. Bir sene de kalabiliriz” mealindeki açıklaması akabinde ABD istedi diye ordumuzun 2 günde Türkiye’ye apar topar geri dönüşünü hatırlayalım. )

3) Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askeri harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak, askeri birlik verecek. (ABD’nin Karadeniz bölgesine üs kurmak isteği zaman zaman gündem maddesi olarak halka sunulmakta. )

4) Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun bulduğu sayı ve kabiliyete indirilecek, özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecek, savaş uçağı sayısı sınırlanacak. ( yakın geçmişte Genelkurmay başkanlığından ‘profesyonel asker eğiterek asker sayısında azaltmaya gidileceği’ açıklanmıştı.)

5) Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan ve ’Kürdistan’adı verilen devlet resmen ilan edildikten sonra Türkiye tarafından da resmen tanınacak. ( Irak’ın toprak bütünlüğü dilimizden düşmezken, KÜRT DEVLETİ kurulumunun savaş sebebi olacağı her vesile ile ifade edilirken bugün gelinen ve yarın gelinecek konuma bakarmısınız...)

6) Abdullah Öcalan ve diğer dört lideri dışında bütün PKK/KADEK yönetici ve elemanlarına geniş kapsamlı af çıkarılacak. ( bu anlaşmadan 6 yıl sonra, 20/10/2009 da bir gurup PKK terör örgütü elemanları barış elçisi!!! Sıfatıyla Slopi’de davul zurna eşliğinde DTP ve binlerce yandaşı tarafından karşılandı.)

7) Kamu Reformu Yasası ve Yeni Yerel Yönetim Yasaları hızla çıkartılacak, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi süreci kararlı olarak yürütülecek.Türkiye, dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter devlet yapısını terk ederek, federasyona geçecek. (Güneydoğuda Eyaletleşmek sureci başlamış olup İstinaf mahkeme binalarının ,AB’nin gönderdiği milyon euro’larla inşaatları tamamlanmak üzere.)

8) KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ’Arafat modeli’denen uygulamayla devre dışı bırakılacak, Kıbrıs’ta Annan Planı bazı küçük değişikliklerle hayata geçirilecek. Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak. ( 17/Ekim/2009 tarihinde İşçi Partisi Gnl. Bşk. Vekili Mehmet Bedri Gültekin yaptığı basın toplantısıyla Tayyip Erdoğan ile M.Ali Talat arasında yapılan telefon görüşmesinin bant kayıtlarını açıkladı. Buna göre KKTC’nin o günkü meşru cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a kurulan komplo ve Ayrıca olmazsa olmazımız olan 2 devlet şeklindeki anlaşmadan vazgeçildiği açığa çıktı. ‘Çözümsüzlük çözüm değildir’ sözünün de anlamı deyim yerindeyse, su götürmez biçimde anlaşılmış oldu...)

9)Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehinde düzenlemeler yapılacak.” (Sınır komşularımızla sıfır problem dedikleri hazım ilacı ile bu maddenin içeriği gizli görüşmelerle onurumuzu ayaklar altına almak pahasına yerine getirilirken, diğer taraftan süslü nutuklar atarak kandırılamayan, kanımız bir kardeş ülke Azerbaycan’ı kaybetmek üzereyiz. ‘sebep ortadan kalkmadan sonuç gerçekleşmez’ sözü Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının sözüdür. Bakalım, sebep ortadan kalkmadan sonuç bekletilecek mi?

Türkiye, bizim bilmediğimiz nasıl bir savaş kaybetti de böylesi bir anlaşmaya rıza gösterdi ?.. yada, anlaşmayı uygulamaya çalışanlar, ülkeyi satarak, bölerek, yok etmeye böylesi bir hırsla nasıl talip olurlar?..Sonradan; bir kez dahi “aldatıdık” demektense, icraata başlamadan önce bin kez düşünmek ve öyle karar vermek evlâdır...

20 Ekim 2009 Salı

Dikkat!..

Bu blogta yayınlanan yorum yazı ve içerikten imza sahipleri sorumludur. Özgür ELEŞTİRİ hakkı, karşıt fikir teatileri ile ufku aydınlatmak ıçın vardır. Ancak bu; haddi aşan, seviyesiz ve saldırgan yorum yazmak anlamına gelmez...